SÜPER ANNE SENDROMU

2016-05-04 10:33:00

             SÜPER ANNE SENDROMU      Son yıllarda kadınların iş ve sosyal yaşamda daha fazla yer alması ve aynı zamanda anne kimliklerini de sürdürüyor olmaları onların daha fazla kimliğe sahip olmalarını sağladı. Modern dünya;  kadınların iş yaşamında ve toplumda daha aktif yer almasını sağlamış, gelişim ve özgürlük alanlarımızı artırmıştır. Ancak bir taraftan da kadınların rollerinin ve rollerindeki sorumluluklarını artmasına ve kadının çeşitli sorunlar yaşamasına yol açmıştır. Bu sorunların başında da “Süper anne sendromu”gelmektedir.    Süper anne sendromu yaşayan kadın; iş yerinde başarılı olmaya, evde çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye ve en iyi yemekleri yapmaya, eşini sosyal ortamda en iyi temsil etmeye, arkadaşlarını en iyi şekilde ağırlamaya, en fit kalmaya ve 7-24 en iyi performansı sergilemeye çalışan kadındır. Kadının süper anne olma isteği ve her şeyi en iyi yapma çabası hem kadının kişisel özelliklerinden (hırslı, mükemmeliyetçi, titiz olması) hem de çevrenin beklentilerinden ve etkilerinden (medya, aile ortamı, sosyal çevresi, iş koşulları) kaynaklanmaktadır. Özellikle sosyal medya bu durumu tetiklemektedir. Çünkü sosyal medya hesaplarında herkes kusursuz mükemmel bir hayatı, ailesi olduğunu vurgulamaktadır. Kısacası bu sorun sadece süper annenin sorunu değil, herkesin sorunudur. Bunları bu kadar en iyisini yapmak için zorlamak hem aile içi huzura hem de annenin kendisine zarar vermektedir. Ve bu nedenle süper anneler mükemmel bir anne olma konusunda duydukları yoğun kaygıdan dolayı düşündüklerinin bir çoğunu da başaramazlar. Süper anne sendromu belirtileri o     Sürekli gerginlik ve endişe ve hatta bu yüzden ... Devamı

SINIRINDA BİR SINIRI VAR..!

2016-03-26 12:56:00

Neden Sınırlara İhtiyaç Vardır? Çocuklar, kurallarını bilmedikleri bir dünyaya doğarlar. Büyüdükçe kendilerinden beklenenlerin değişmesi ve çeşitlenmesi ise, durumu daha da zora sokmaktadır. Sınırlar, bu öğrenme ve keşfetme sürecinde çok önemli bir role sahiptir. Çocuklar, dünyayı tanıyıp, kendi başlarına bir şeyler yapmaya, yeni ilişkiler kurmaya başladıklarında değişik tepkilerle karşılaşırlar. Bunlarla başa çıkabilmeleri için ihtiyaçları olan en önemli rehber, net sinyallerdir. Çizilen sınırlar anlaşılır ve tutarlı olduğu sürece, çocuklar için onları anlamak ve uygulamak kolay olacaktır. Çocuklar, çevreleriyle olan ilişkilerinde nerede durmaları gerektiğini deneyimleyerek öğrenirler. Zaman içinde yaşadıklarından çıkarımlarda bulunarak, yetişkinlerin güç ve kontrollerinin derecesini belirlerler. Bunun için de takip ettikleri yol oldukça etkilidir: “Yapmak istediklerini yap ve izle”.   Çocukların hepsi, yeterliliklerini fark etmek ve var olanın üzerine çıkarabilmek için,  kendi yaşamlarına ait özgürlük, güç ve kontrole ihtiyaç duyarlar. Yeni doğan döneminden başlayarak çizilen sınırlar, çocuğa ihtiyaç duyduğu özgürlük, güç ve kontrol imkânını sağlar. Sınırların genel hatlarını ebeveyn belirlemekle birlikte, çocuğun kişilik özellikleri; sınırların şekillendirilmesinde önemli bir etkendir. Ayrıca, her yaş için yeniden ayarlanmalıdır. Belirlenen sınırlar, esnek ama gevşek olmayan; belirli ama tartışılamaz olmayan; tutarlı ama gerektiğinde değişebilir; zorlayacak ama incitmeyecek ve örselemeyecek nitelikte olmalıdır. Sınırlar güven verirve çocuklarımız güvende hissetmelerini s... Devamı

ANAOKULUNA BAŞLAMA YAŞI KAÇ OLMALIDIR?

2016-02-18 22:29:00

Anaokuluna Başlama Yaşı Kaç Olmalıdır?         Gelişim çok boyutlu olarak ilerler.Yani bebek, doğumundan itibaren fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal alan olarak ayrı ayrı ele alabileceğimiz ama aynı zamanda birbiriyle iç içe ve birbirini etkileyen dört farklı alanda gelişimini sürdürür. Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir. Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar. Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.      Anaokulu, çocuk için, ailenin dışına atılan ilk ad... Devamı

DERS ÇALIŞMAK İSTEMEYEN ÇOCUKLA 5 ADIMDA BAŞA ÇIKIN

2016-02-10 12:39:00

Ders çalışmak istemeyen çocukla 5 adımda başa çıkın! “Ders çalışma sorunu, hem öğretmenlerin hem de anne-babaların en fazla şikayet ettikleri konulardan biri. Yetişkinlerin bakış açısına göre, çocuklara her türlü imkan ve fırsat sağlanmasına rağmen büyük bir sorumsuzluk göstererek ders çalışmıyorlar. Öğretmenler, anne babalar, ellerinden geleni yapmalarına rağmen istedikleri sonucu alamayınca da zaman zaman aşırı kaygılanıp öfkeleniyorlar. Duygularını yönetemedikçe de çocuklarının ders çalışma sorunu içinden çıkılamaz bir hal alıyor” Atatürk Eğitim Fakültesi İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Oktay Aydın’ın bu sözleri aslında binlerce velinin hislerine tercüman oluyor. Ders çalışmamak bir suç değil beynin tercihi! Ders çalışmama gerçekten de birçok öğrencinin sorunu. Çocuklar her türlü imkana... ...   Kaynak : asumank73.blogcu.com ... Devamı

ÖZGÜVEN

2016-02-10 13:03:00

ÖZGÜVEN Beden sağlığı gibi ruh sağlığının da temelleri ilk yıl içinde atılmaktadır. Gözlemler, doğumdan sonraki ilk yılda beslenme ve bakım yanında anne ve bebek arasındaki duygusal ilişkinin çok önemli olduğunu kanıtlamaktadır.(Yörükoğlu,1986).İki aylık bebeğin annesini gördüğü zaman gülmesi sevinmesinin ifadesidir. Bebek annesinin bedeninin sıcaklığından dolayı ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan kişi olduğu için haz alır.Beş aya kadar kendisine bakan herkese gülümseyen bebeğin,bundan sonra kendisine bakan annesiyle arasında özel bir bağ kurulmaya başlar.(Aral ve diğerleri,2001) .Çocuk için önemli olan sevginin niceliği değil,niteliğidir.Çocukların sürekli ve “koşulsuz” sevgiye gereksinimi vardır.benlik saygılarının etkin ve sürekli olabilmesi için, başkalarının gözünde kim oldukları değil,kendileri oldukları için kendilerine değer verildiğini hissetmeleri gerekir.(Lindenfield,1997).Bu nedenle çocuğa doğduğu andan itibaren sunulacak olan kararlı sevgi çocuğun özgüven gelişimi açısından son derece önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde sağlanan uygun çevresel koşullar, kendine güven, bağımsızlık, özerklik, girişimcilik gibi kişilik gelişimini olumlu yönden etkileyen duyguların kazanılmasında büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle de çocuk gelişimi ve psikoloji alanında çalışan uzmanlar okul öncesi döneme özel bir önem vererek bu dönemin gelişim sürecindeki kritik yanını vurgulamaktadırlar. Çocuklarla çalışan uzmanların tümü çocukların uygun fiziksel koşulların sağlandığı, ilgi ve sevgi gördükleri ortamların gelişmelerine olumlu katkılarının bulunacağı konusunda birleşmektedirler. Bu dönemde çocuklarda ç... Devamı

SADECE BENİ SEVSİNLER KARDEŞİMİ DEĞİL

2016-02-10 12:36:00

SADECE BENİ SEVSİNLER KARDEŞİMİ DEĞİL Kıskançlık doğal bir duygudur, fakat yönlendirilmesi gerekebilir ve dışa vurumunun kontrol edilmesine ihtiyaç duyulabilir. Çocuklar yeni bir kardeşleri olduğunda ya da bu duruma alıştıktan sonra dahi birbirlerini kıskanabilirler. Çocuğun kardeşi ile arasındaki yaş farkı 2-5 yaşsa, kıskançlık duygusu daha yoğun bir biçimde kendini gösterir. Aradaki yaş farkı 6 ve daha yukarısı olan çocuklar bu durumu kavrayabildiğinden, kıskançlık o kadar kuvvetli olmaz. İlk çocukluk döneminde çocuk benmerkezcidir. Anne ve babalarının kendileri için varolduklarını düşünecek kadar bencildirler. Bu nedenle, anne babayı başka bir çocukla paylaşmak hiç kolay değildir. Kardeşi henüz doğmadan, çocuk huzursuz olmaya başlar, annesinin sevgisini test edercesine onunla yapışık yaşamaya başlar, huysuzlanır ve olmadık isteklerde bulunur. Çocuk doğduktan sonra annenin zamanının büyük bir çoğunluğunu küçük kardeşe ayırması kıskançlığı daha da arttırır. Çocuk kendi başına yemek yerken, annesinin onu yedirmesini bekler. Bebeksi davranışlarda bulunur. Kardeşini itip, vurmalar da görünebilir. Küçük tuvaletini kaçırabilir. Çocuk ihmal edilmişlik duygusuna kapılmıştır ve annesinin ilgisini tekrar kazanmaya çalışmaktadır. Çocuğun kardeşini kabullenebilmesi, sevebilmesi ve onu kıskanmaması için anne babalara çok önemli görevler düşmektedir. Çocuk içindeki olumsuz duygulardan bahsettiğinde suçlanmamalıdır. Kardeşini sevmediğini söyleyen bir çocuğa ‘o nasıl söz öyle, böyle tatlı bir şey sevilmez mi?’ veya ‘kardeşin o senin sevmelisin’ gibi sözler çocuğun kardeşten daha çok soğumasına sebep ol... Devamı

ÇOCUĞUNUZ YENİLMEYE DAYANAMIYORSA..

2016-02-10 13:00:00

ÇOCUĞUNUZ YENİLMEYE DAYANAMIYORSA.. İnsanoğlunun yaradılışı gereği kaybetmek kimsenin hoşuna gitmez. Herkes hep kazanan, hep en iyiyi yapan olmak ister. Ancak bazen bu istek çok daha yoğun yaşanır. Özellikle çocuklukta  kaybetmeyi kabullenmek zordur. Bunu kolaylaştırmak için neler yapılabilir? Öncelikle;   1- Çocuğunuzun başkalarıyla ilişkilerinde, çatışmalarında, anlaşmazlıklarında, oyunlarında her zaman üstün taraf olmak zorunda olmadıklarını anlatın, öğretin.  2- Rekabeti ödüllendirip, teşvik etmeyin. 3- Yenilgiyle başa çıkabilecek kadar olgunlaştığında rekabete dayalı oyunları oynatın. 4- Gerçek hayatın provasını yaptıkları oyunlarının içerisinde bazen yenilen bazen yenen olunabileceğini ve ikisinin de kabul edilebilir olduğunu gösterin. 5- Oyunlar sırasında yenilen tarafı oynayarak çocuğa model olabilirsiniz. Ya da kuklalar üzerinden de çocuğa örnek oluşturabilirsiniz. 6- Çocuğa model olmak çok önemlidir. Dolayısıyla kendisi de yenilgiye tahammül edemeyen ebeveyn çocuğundan yenilgiyi kabullenmesini beklememelidir.    Aynı zamanda çocuk yenilgiye  uğradığında ağlamasına, bağırmasına ya da söylenmesine gülerseniz çocuğa karşı tutarsız davranmış olursunuz. Ya da verdiği kızıgınlık ve öfke tepkisinden çekindiğiniz için herşeye "Tamam" derseniz de sonuç değişmeyecektir.  Bununla birliklte çocukla zıtlaşmamak ve inatlaşmamak gerekir. Çocuğa yön vermek ve ne yapması gerektiğini söylemek durumu kolaylaştıracaktır.... Devamı

BEN DİLİ NEDİR?

2016-02-10 12:30:00

BEN DİLİ NEDİR?   Şöyle bir dönüp çocukluğunuzu hatırlayın.  Devamlı yaptıklarınıza karışıldığında, eleştirildiğinizde ya da sen yaptın, sen kırdın, atlama, zıplama, sus vs.. denildiğinde neler hissettiğinizi düşünün.   Bu söylenenler etrafa zarar gelmesin diye ya da çocuğun kendini koruması için dahi olsa çocuğun duyduğu şey devamlı "sen, sen, sen" olacaktır. Dolayısıyla çocuk bunların sonucunda "ben çok yaramazım" sonucunu çıkaracaktır. "Bu ortamda istenilmiyorum" ya da "kimse beni istemiyor" vb.. Oysa söylenmek istenenleri "ben" dili ile söylediğinizde çocuk bunun sırf kendisine yüklenen bir şey olmadığını anlayacaktır. İletşimi kolaylaştıracaktır. Anne, baba "ben dili" ile iletişime geçip konuşmasına duygularını da ilave ettiğinde, çocuk yaptıklarını savunmaya, haklı göstermeye çalışmak yerine davranışlarına sahip çıkacaktır.           "Sen" diline örnek; "Gürültü yapma"  Çocuğun çıkarımı "Ben çok ses çıkarıyorum"  Neden gürültü yapmamamı istiyorlar? Bir süre sessiz kalsa da çocuk daha sonra nedenini anlamadığı için gürültü yapmaya devam edecektir.   "Ben" diline örnek; Gürültü yaptığın zaman kendimi kötü hissediyorum, başım ağrıyor. Çocuğun çıkarımı: "Annemin başı ağrıyor, sessiz olmalıyım"   "Ben" dili yetişkinler için de çok önemli. Eşinizle , dostunuzla konuşurken mutlaka hoşlanmadığınız şeyleri senin yüzünden şeklinde değil, ben bundan hoş... Devamı

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE İNATÇILIK VE "HAYIR" DEME DAVRANIŞI

2016-02-10 12:29:00

Okul Öncesi Dönemde İnatçılık ve “Hayır” Deme Davranışı   Sevgili velilerimiz, sizlerden gelen bir kaç soru doğrultusunda bu ay konumuzu, okul öncesi dönemde inatçılık olarak belirledik. Bu dönem 2 yaş civarında başlar. Eğer çocuğunuzda dediğinizin tersini yapma, isteklerinize direnme, hayır deme davranışları görmeye başladıysanız, tebrik ederiz, çocuğunuz sizden ayrılıp bağımsız bir birey olma yolunda ilk adımını atıyor. İnatçılık 2-5 yaş arası dönemde zaman zaman ortaya çıkan doğal bir süreçtir. 4 yaştan itibaren azalır. Bazı örneklerde bu davranış azalmadan önce son bir artış gösterir, buna “şansını zorlamak” da diyebiliriz. Bu dönemin anahtar kelimeleri “birey olduğunu kavrama” ve “dünyayı keşfetme”dir. Ebeveyn olarak bu dönemde ona, öneriler doğrultusunda ,destek olmanız gelecekte kendi kararlarını verme, birey olduğunun, kendisinin ve başkalarının  hakları olduğunun farkına varma konularında önemlidir. Sosyal anlamda kendini keşfetme sürecini yeme alışkanlıklarında kolayca gözlemleyebilirsiniz. Önce kendi yemek ister, daha sonra belli yemekleri yemeği reddeder, çünkü damak zevkini fark etmiştir. Bir süre sonra da yemek yeme, kıyafet seçimi gibi konularda sizi zorlamaya başlar. Bu sınırlarını keşfetme sürecidir. Yürümeye başladıkça, farklı kelimeler öğrendikçe özgürlüğü tanımlarlar. Sıkça kullandıkları “hayır” kelimesi, kendi varlıklarını ortaya koyma çabasıdır. Fakat bu sizinle inatlaştığı anlamına gelmez. Unutmayın ki, beyinleri fizyolojik ve psikolojik açıdan henüz doğru, yanlış, ahlaklı, zararlı gibi kavramları sizin gibi algılayacak kadar gelişmemiştir. Onlardan henüz mantık yürütme ve uyum s... Devamı

ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUN ve OYUNCAĞIN ROLÜ & ÖNEMİ

2016-02-10 12:51:00

ÇOCUK GELİŞİMİNDE OYUN ve OYUNCAĞIN ROLÜ & ÖNEMİ Oyun, çocukların kendilerini ifade ederken kullandıkları en doğal araçtır. Oyun terapisi ise çocukların sorunlarını, duygularını ve bazı iç çatışmalarını oynayarak dışa vurması için verilen bir fırsattır. Bu yöntem, çocukların kendi kendilerine, arkadaşları ile ve/ya anne&babaları ile oynadıkları oyundan farklı özellikler içerir. Oyun terapisi, çocuğun iç çatışmalarını ve bunlar kaynaklı doğan problemlerini anlamak, onun duygularını ve tutumlarına keşif yapmak ve çocuğu bunlarla yüzleştirerek çözüm getirmesi amacıyla geliştirilmiş bir tekniktir. Örneğin, çocukların oyun oynadıkları esnalarında kendi kendilerini kurguladıkları oyunun içeriğinden tutun da, oyuncaklara gösterdikleri ilgi ve alaka, davranışları, tutumları oyun terapisi içerisinde büyük mesajlar içermektedir. Bu bağlamda çocuk, baş edemediği duyguları ve yaşadığı zorlukları yeniden canlandırmalar yaparak deneyimler ve bu sayede üstesinden gelmeye çalışır. Oyun terapisinde, terapistin desteği ile oynanan oyunda çocuğun duygusal alanda yaşadığı zorluklara odaklanılır ve iç dengesini kurmaya odaklanılır. Çocuklarla beraber oyun terapisi uygulamalarında uyguladığımız en önemli ortak payda çocuğa oyun esnasında kendilerini başlı başına bir birey olarak hissetmelerini sağlamaktır. O’na önem verilir, saygı duyulur, her şeyi duyumsadığı gibi söyleyebilir, oyuncaklarla nasıl istiyorsa öyle oynayabilir, sevebilir, nefret de edebilir ya da tamamen ilgisiz kalabilir. Ancak ne olursa olsun yine de kabul görür. Oyun terapisi tekniği, endişe, korku, özgüven eksikliği, çekingenlik, dürtüsellik, öfke kontrolü vb gibi sorunlar için kullanılabilir. Unutma... Devamı

EYVAH KARDEŞİM OLDU

2016-02-10 12:46:00

EYVAH! KARDEŞİM OLDU…. Kıskançlık, bireyi mutsuz kılan, huzursuz eden bir duygudur. En yaygın kıskançlık türü, kardeşler arasında görülen kıskançlıktır. Birden fazla çocuğun bulunduğu ailelerde, kardeş kıskançlığına çok sık rastlanır, rastlanması da doğaldır. Aşırı düzeyde olmamak şartıyla, kardeşlerin arasında kıskançlık olması hiç de yadırganacak bir durum değildir. Genellikle en çok görülen kıskançlık türü, büyük çocuğun kendisinden sonra gelen kardeş veya kardeşleri kıskanmasıdır. Bilindiği gibi, ilk çocuk, anne ve babanın göz bebeğidir, ailenin ilgi ve dikkat merkezidir. Çoğunlukla bir kardeşin gelişi ile ilk çocuğun saltanatı sona erer, çocuk, ailesinin sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak zorunda kalır, bunu da kabullenmekte güçlük çeker. Özellikle annesinin kendisinden sonra gelen kardeşle ilgilendiğini gören büyük çocuk, zaman zaman sevilmediğini, ihmal edildiğini düşünür, bundan da acı çeker, hüzünlenir. Kardeş kıskançlığı, okul öncesi dönemde karşılaşılan en yaygın sorunlardan biridir. Bir sorun olarak algılanmakla birlikte aslında çocuklarınızın kardeşlerini kıskanması, onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur. Bu durumda önemli olan çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıktığı ve anne babanın onun bakış açısından olaya bakabilmesidir. Kıskançlığın en büyük nedeni; büyük kardeşin en değerli varlığını, anne babasını, kardeşiyle paylaşamamasıdır.” Fakat kıskançlık sadece büyük ya da ilk çocuklarda gözlemlenen bir durum değildir. “Küçük kardeş de büyüdükçe, büyük kardeşin becerileri karşıs... Devamı

ÇOCUK İSTİSMARI !!

2016-02-10 12:43:00

ÇOCUK İSTİSMARI !!         Saygıdeğer velilerimiz, bu ayki bülten konumuzu seçerken son zamanlarda haberlerde ve gazetelerde üzülerek takip ettiğimiz iç karartıcı ama bir o kadar da farkında olmamız gereken üzücü bir gerçek hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum: Cinsel çocuk istismarı. Ne Doğu’su ne Batı’sı ne zengini ne fakiri, ne eğitimlisi, cahili fark etmiyor.  Gün geçmiyor ki, çocuk istismarı ile ilgili haberler okumayalım, izlemeyelim. Ne kadar insanın huzurunu bozan, iç karartan bir konu olsa da bu gerçeğin, toplumdaki pedofililerin farkında olmalı ve çocuklarımızı bu durumdan korumak, en önemlisi de kendilerini korumalarını öğretmek hepimizin en temel görevidir. Peki, neler yapmalıyız?        Öncelikle oranlar hakkında genel bir bilgi vermek istiyorum. Cinsel istismara maruz kalan çocukların yaşlara göre dağılımları incelendiğinde %30’unun 2-5, %40’ının 6-10, %30’unun 11-17 yaş grubu olduğu bulunmuştur. Bir başka deyişle olguların %70’ini küçük yaş grubu oluşturmaktadır. İstismarcıların %96’sı erkek ve %80’i de çocukların tanıdığı birisidir. Çocuk istismarcılığı, psikopatolojik adıyla pedofiliye son derece teşvik edici olduğu düşünülen çocuk pornosunda ise ülke olarak dünya genelinde 5. Sırada bulunmaktayız.  Bundan 3 sene önce bir adliyede adli psikoloğun yanında stajımı yaptığım zamanlarda, çocuk istismarının ne kadar yaygın bir olgu olduğunu ve aslında belirli bir kesimde değil, her kesimde olabileceğini ve çocukları korumanın en önemli adımının aileleri bilinçlendirmek gerektiği olduğunu düşünmüştüm. Çünkü karşılaştığım tablo beklediğimin çok çok &uum... Devamı

YENİ BİR OKUL DÖNEMİ VE ÇOCUKLARIN OKULA UYUM SÜRECİ

2016-02-10 12:15:00

YENİ BİR OKUL DÖNEMİ VE ÇOCUKLARIN OKULA UYUM SÜRECİ             Anaokuluna başlama hem aile hem de çocuk için çok önemli bir adımdır. Anaokuluna başlangıç aile için de çocuk için de zorlu bir süreç olabilmektedir. Bir tarafta ailesinden ayrılacak olmanın kaygısını yaşayan çocuk diğer tarafta ise çocukları için endişelenen aileler vardır ve bu aşamada çocukları hayatlarındaki bu değişikliğe nasıl uyum sağlayacakları konusunda hazırlamak önemlidir. Çocuklar anaokuluna başlayana kadar, ailesinin içinde kurmuş olduğu düzene ve iletişim biçimine alışkındır. Bu nedenle okula yeni başlayan çocuğun anne-babasından ayrılması kaynaklı düzenlerinde oluşan değişiklik karmaşık duygular hissetmesine neden olabilmektedir. Ailesi içinde tüm ilgi onda iken okulda sınıftaki çocuklardan biri olmaktadır. Evinde sadece dört-beş kişi ile iletişim kurarken okulda çok daha fazla kişiyle iletişim kurmak zorundadır. Aile düzenlerinde hem anne baba ve diğer kişilerin ilgisi onun üzerindeyken ve oyuncaklarının tek sahibi kendisi iken okulda öğretmenini ve oyuncaklarını paylaşmayı öğrenmelidir. Karşılaştıkları bu yeni  ortamda kaygı duymaları ve çeşitli davranış değişiklikleri göstermeleri oldukça doğaldır. Ebeveynlerin hem kendileri hem de çocukları için bu durumu doğal bir süreç olarak görmeleri oldukça önemlidir. Anaokuluna başlarken yaşanan bu ayrılığın çocuğu olumsuz etkileyip etkilemeyeceği anne-babaların en çok aklına takılan sorudur. Çoğu zaman, çocukların okula yeni başladıklarında ya da tatil sonrası okulun ilk günlerinde ilk gün göz yaşları oldukça yaygın görülebilmektedir. Ç... Devamı

ÇOCUKLARDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI

2016-02-09 15:38:00

ÇOCUKLARDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI Sayın velilerimiz, bu ayki rehberlik bültenimiz için sizlerle yaptığımız görüşmeler sonucunda çoğu zaman gündemimizin önemli bir parçasını oluşturan çocuklarda yeme problemleri ve beslenme alışkanlıkları hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum. Çocuklarda beslenme alışkanlığı çoğu zaman çok küçük yaşlarda kazanılsa da bazı değişiklikler yaparak bazı olumsuz taraflarını değiştirmek mümkündür. Sizlerden gelen ve ailelerin genelde çok sık problem yaşadığı yeme alışkanlığına dair konular; masada yemek yememe, kendi başına çatal ve kaşık tutmama, televizyon seyrederek yemek yeme, tablet, telefon vb. araçlarla oyun oynarken ya da video izlerken yemek yeme isteme, ihtiyacı olan kadar yemek yememe, çok yavaş yeme ya da sürekli sağlıksız diyebileceğimiz abur cubur tarzı yiyecekleri yemek isteme gibi… Öncelikle, unutmamak gerekir ki, ailelerin, ebeveynlerin sahip olduğu yeme stili ve yeme kültürünün çocukların beslenmesi üzerinde kaçınılmaz bir etkisi vardır. Çocuklar, özellikle de 6 yaş ve altındaki çocuklar taklit ederek, model alarak öğrenme stiline sahiptirler. Dolayısıyla ebeveyn olarak sizler çocuklarınızın karşısında sağlıksız yiyecekler atıştırıyorsanız onların da bunu istemesi kadar normal bir şey yoktur. Örneğin; ebeveyn olarak çocuğunuza çikolata, jelibon gibi abur cuburları kısmen yasaklayıp kendiniz televizyon seyrederken cips vb yiyecekleri atıştırıyorsanız çocuğunuzun bu davranışı modellemesi ve zararlı olmadığına dair inancı bilinçaltına yerleştirmesi kaçınılmaz bir durumdur. Bilinçaltına atılan bu mesajdan sonra sözel olarak o gibi yiyeceklerin ne kadar zararlı olduğunu anlatmaya çalışsak da başarılı olma ihtimalimiz yok denile... Devamı

ÇALIŞAN ANNELER VE ÇOCUKLARI

2016-02-09 15:47:00

                                                                     Son yıllarda ülkemizde çalışan kadınların oranının artmış olması ve her geçen gün de artıyor olması; çalışan anne sayısının da artmasına neden olmuştur. Bu değişim, kadının hem iş hayatında başarılı olması, “ideal çalışan” olması hem de evde “ideal anne” olması zorunluluğunu getirmektedir. Kadınların kendi zihinlerinde yarattıkları ideal anne modeli ile çalışmak ve çocuğu bir başkasına “bırakmak” zorunluluğu çelişkili duygulara neden olmaktadır. Bu konuda kadın hem kendi suçluluk duygularıyla baş etmek hem de çevresindegelen ve çocuğuyla daha fazla “ilgilenmesi” gerektiğine ilişkin eleştirilerle baş etmek durumunda kalmaktadır. Bu çatışma da birçok kadının iş yerinde ve evde yeterince “iyi” hissetmemesine neden olmaktadır. Oysa birçok kadın hem iş hayatında başarı kazanmakta hem de mutlu ve doyumlu bir anne olmayı başarabilmektedir. Yani çalışan anne olmak yetersiz bir anne olmaya neden değildir. Bu çelişkili duygularla baş edebilmek için öncelikle “mükemmel anne” olmak yanılgısından kurtulmak gerekir. Çünkü maddelerle belirlenmiş bir mükemmel annelik söz konusu değildir.             Çalışan annelerimizin cephesinde evde çocukları ile daha çok zaman geçirebilen annelere kıyasla zaman zaman suçluluk duygusu oranının daha çok görüldüğünü söyleyebiliriz çünkü anneler çocuklarını evde bırakmak konusunda suçluluk duyarlar ve bunun kıs... Devamı

DUYGULARA AYNA TUTMAK

2016-02-09 15:40:00

DUYGULARA AYNA TUTMAK Lunaparktaki, görüntünüzü çarpıtan, acayip şekilli aynalara hiç baktınız mı? Bu size ne hissettirdi? Gerçekte aynadaki görüntüye benzemediğinizi ve bunun hatalı bir yansıma olduğunu bildiğiniz için güldünüz. Fakat ayna yalnızca sizin görüntünüzü yansıtsaydı ondan kuşkulanmak aklınıza bile gelmeyecekti ve aynadaki komik görüntünün size ait olduğuna inanacaktınız. Çocukların da, ebeveynlerinin onlara yansıttığı kendi imajlarından kuşkulanmak için hiçbir nedenleri yoktur. Çocuklar, genellikle ebeveynlerinin aptal, tembel, sakar, düşüncesiz, bencil, sorumsuz, ya da sevimsiz gibi olumsuz değerlendirmelerini bile kabul ederler. Çocuklara "Sen asla doğru bir şey yapmazsın" ya da "Çok sakarsın" denmesi, onların kendilerini iyi, yetenekli ya da zarif hissetmelerini sağlamaz . Çocukları tembel, aptal ve mızıkçı diye etiketlemek onları zeki, çalışkan ve dürüst insanlara dönüştürmek için motive etmez. Ebeveynin olumsuz yansıtması, çocuğun kendi gözündeki imgesini kolayca çarptırır. Çocuklar, ayna karşısındaki imajlarına bakarak fiziksel benzerliklerini öğrenirler. Duygusal benzerlikleri de, onlara yansıtılan duyguları dinleyerek öğrenirler. Bir aynanın işlevi herhangi bir kusur ya da iltifat eklemeksizin, bir imajı olduğu gibi yansıtmaktır. Bir aynanın bize "Gözlerin kanlanmış ve yüzün şişmiş. Her yerin pislik içinde. Kendin için bir şey yapsan iyi edersin" demesini istemeyiz. Bir aynadan vaaz değil bir görüntü isteriz. Aynı şekilde duygusal aynanın da işlevi duyguları çarpıtmaksızın olduğu gibi yansıtmaktır. "Çok öfkeli görünüyorsun." &quo... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ/ ZEKALI ÇOCUK İLE YAŞAMAK

2016-02-09 15:07:00

 ÜSTÜN YETENEKLİ/ ZEKALI ÇOCUK İLE YAŞAMAK          İlk önce anne ve baba olarak, üstün zekalı çocuğa yapabileceğiniz en büyük yardım üstün zekalı çocuğun diğerlerinden farklı olmadığını kabul etmek olacaktır. "Üstün zekalı çocuklarda diğer bütün çocuklar gibi sevgi, güvenlik, anlayış ve okşanmaya ihtiyaç duyarlar." Yalnız onlar çeşitli yönlerden daha şanslıdırlar. Farklı ya da çeşitli konularda yetenekleri vardır. Üstün zekalı çocuklarda diğer çocuklara benzediklerinden nasıl diğer çocukların oynamalarına, üst başlarını kirletmelerine, ve eğlenmelerine izin veriliyor ise  aynı şeyler üstün zekalılar içinde geçerli olmalıdır. Yaşından ileri zeka düzeyinde diye 1-2 yaş büyüğünün davranışlarını beklemek doğru olmayacaktır. Bu türden çocukların yeteneklerini besleyip geliştirmekle beraber her yönden örnek bir insan olarak yetişmelerini sağlamalıyız.    Toplumun en temel ve en küçük kurumu olan ailenin ülkemizde bu bağlamda karşılaştığı en önemli sorun,farklılıkla baş etme becerisidir. Ailelerin büyük bir kısmı, üstün yeteneğin ne demek olduğunu, çocuklarının üstün yetenekli olup olmadığını ve ne yapmaları gerektiğini bilememektedir.      Ailelerin fark ettikleri tek durum, çocuğun farklı olduğudur. Bu farklılık, zaman içerisinde genellikle bir avantaj değil dezavantaj olarak ortaya çıkar ve ailenin çözmesi gereken bir dizi sorun halini alır. Çocukların olumlu yönde yetişmeleri için okulla işbirliği şarttır. Üstün yeteneğe sahip bireylerin topluma katkıda bulunabilmeleri için, normal okul ... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR

2016-02-09 15:20:00

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR  Çocuklardaki üstün yeteneğin erken fark edilmesi ve bunun geliştirilmesine olanak tanınması, özellikle eğitimciler için son derece önemli ancak bir o kadar da zordur. Dolayısıyla çocukları sınıf içinde çok iyi takip etmek, gündelik konuşmalarındaki farklılıkları anlamaya çalışmak gerekmektedir. Literatürde, üstün yetenekli çocukların genellikle, normal gelişim gösteren çocuklara göre, yetenekli oldukları alanda daha hızlı ilerledikleri vurgulanmaktadır. Ancak üstün yeteneklilik tiplerine göre bu hızlı ilerleme özelliği değişebilir. Özel bir alanda yetenekli olan çocuğun tüm gelişim alanlarında hızlı olması beklenmemelidir. Örneğin, görsel sanat alanında üstün yetenekli olan çocuk sadece bu alanda yaşıtlarından üstün olma özelliği göstererek diğer gelişim alanlarında standart gelişim ritmi izleyebilir (Metin, 1999; Tuğrul, 1994). Üstün yetenekli çocukların bir ya da birden çok alanda daha hızlı gelişim gösterdikleri ve bu çocukların bazı ortak özellikler taşıdıkları ileri sürülmektedir (Smutny, 1998). Üstün yetenekli çocukların erken dönemlerinde gözlenen özellikler: ·Bebeklikte olağan dışı ataklık ·Uzun dikkat süresi ·Geniş hayal ve imgeleme gücü ·Uykuya daha az ihtiyaç duyma, enerjik olma ·Gelişimsel dönüm noktalarına daha hızlı ilerleme ·Keskin gözlem yapma  ·Aşırı merak duyma ·Güçlü bellek  ·Erken ve olağanüstü dil gelişimi  ·Hızlı öğrenme yeteneği ·Aşırı duyarlılık ·Akıl yürütme ve problem ç&oum... Devamı

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KİTAP SEÇİMİ

2016-02-09 14:59:00

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE KİTAP SEÇİMİ Kitapsız yaşamak, kör, sağır, dilsiz yaşamaktır. Kitaplar da dostlar gibi iyi seçilmelidir. İlk kitabınızı ne zaman almıştınız? İlk okuduğunuz kitabı hatırlıyor musunuz? Kitaplar her zaman bizimle hayatın içindedirler. Bir çocuk için kitap demek; hayat demektir. Kitaplar hayatı değiştirebilirler. Bebeklere / çocuklara düzenli olarak doğumdan itibaren kitap okumalı ve çocukların kitap okunması sağlanmalıdır. Çocuk kitapları okumayı bilmeyen çocuğa önce kitabı, sonra da okumayı sevdirebilir. Kitap dünyasının kapılarını açabilir. Böylelikle çocuklar bir kitap kurdu haline gelen, kitap okumayı seven yetişkinler olarak büyürler. Birçok araştırma okuma alışkanlığının temellerinin aile tarafından atıldığını ortaya koymuştur. Çocuğuna kitap okuyarak model olan, çocuğuna kitap alan, kitap okuyan, çocuğu ile birlikte kütüphane ya da kitapçıya giden aileler; çocuklarının okuma alışkanlığı kazanmalarında önemli rol oynarlar. 0-6 yaş dönemindeki çocuklar için kitap denildiği zaman ilk akla gelen resimli kitaplardır. Resimli kitaplar basit ve anlaşılır kelimeler ile anlatılan öykülerin kullanıldığı, farklı büyüklük ve şekillerde hazırlanan, genellikle her sayfada renkli resimlerin kullanıldığı kitaplardır. Çocuklar okuma alışkanlığını önce ailede, sonra okulda kazanırlar. Çocuklar ile birlikte evde 15 dakikalık kitap okuma saati yaparak rol model olabilirsiniz. Resimli Kitapların Çocuk Gelişimine Etkileri: “Çocukların hayal güçlerini geliştirir. “Çocukların alıcı dil ve ifade edici dil gelişimlerini destekler, kelime dağarcığını zenginleştirir, dili etkin ve düzgün bir şekilde kullanmalarını sağlar. “Çocukların gelişmekte olan i&c... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARDA PERFORMANS KAYGISI

2016-02-09 14:32:00

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARDA BEKLENEN PERFORMANSI GÖSTEREMEME DURUMU " Ferrari ama Anadol hızında gidiyor.!"      Üstün yetenekli çocukların yaşıtlarıyla kıyaslandığında duygusal, fiziksel yada zihinsel özelliklerinin farklı zamanlarda gelişebildiği görülmektedir. Bu nedenle üstün yetenekli pek çok çocuk bu alanlarda belli performans gösteren faklı gruptaki çocuklarla arkadaşlık yapmayı tercih ederler. Üstün yetenekli çocuğun, tüm gelişim alanlarında aynı gelişim düzeyinde olması söz konusu olmaz. Her bir gelişim alanı yaşlarının gerektirdiği gelişime uygun olmayabilir. Üç yaşındaki çocuk okuma yazma öğrenebilir ama hala duygusal ve psikomotor olarak üç yaşındadır. Aile ve çocuğun bakımından, eğitiminden sorumlu insanların bu eş zamanlı olmayan gelişim özelliklerinin farkında olmaları ve buna uygun tutum ve ortam hazırlamaları gerekmektedir. Üstün zekâlı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse, onların geliştirme imkânı bulamadıkları yeteneklerinden hiçbir zaman yararlanamama gibi bir riskle karşılaşmamız mümkündür.  Üstün zekâlı çocuk, çevresi tarafından tanınmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Çevresindeki insanların üstün veya özel yetenekliliğe gösterdiği tepkiler ve kendisi ile ilgili hissettikleri, onu duygusal olarak yıpratabilir.  Üstün zekâlı çocuklar, ebeveynleri tarafından sevilmelerinin nedeni olarak başarılı ve yetenekli olmalarını görürler. Bu nedenle de sürekli başarılı ve en iyi olma kaygıs... Devamı