OYUN VE ÇOCUK

2017-02-20 15:09:00

                                                                 Oyun Ve Çocuk    Oyun, belli bir amaca yönelik olan ya da olmayan, kurallı ya da kuralsız gerçekleştirilen fakat her durumda çocuğun isteyerek hoşlanarak yer aldığı, fiziksel, bilişsel, dil, duygusal ve sosyal gelişiminin temeli olan, gerçek yaşamın bir parçası ve etkin bir öğrenme sürecidir.    Oyunun çocuğun bedensel yeteneklerini geliştirmede, ruhsal durumunu anlamada, kişiliğinin olumlu yönde geliştirilmesinde etkin bir işlevi bulunmaktadır. Çocuk için oyun, eğlence, öğrenme ve gelişim kaynağıdır. Çünkü oyunun çocuğun üzerinde uyarıcı etkisi vardır ve bu uyarıcı gelişim alanlarını uyarır. Böylece çocuk farkında olmadan oynayarak tüm gelişimlerine katkı sağlamaktadır.    Çocuğun duyduklarını gördüklerini deneyip ve pekiştirdiği bir deney alanı olarak da tanımlanabilecek oyun çocukların çevresiyle ilişki kurmasına, duygu ve düşüncelerini yansıtmasına yarayan bir araçtır. Çocuk gelecek hayata hazırlayıcı  deneyimleri oyun aracılığı ile öğrenir. Oyun sırasında çeşitli roller üstlenerek dünyayı kendi duyularıyla algılamaya çalışır. Büyüdüğünde sürdüreceği uğraşlar, üstleneceği rollere oyun sayesinde hazırlanır. Oyun çocukların enerjilerini boşaltma imkânı sağlar. Oyun oynarken çocukların kas gelişimi hızlanır ve güçlenir. Çocuklar oyun yolu ile öğrenir ve farklı becerileri gelişir. Düşünmeyi ve kendi başlarına karar vermeyi öğrenirler. Çevrelerini araştırma, obj... Devamı

ERKEN ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE GÜVENLİ BAĞLANMA

2016-12-13 16:41:00

     Bağlılık ve bağımlılık birbirine çok yakın iki sözcük gibi görünse de ilişkilerde farklı ve hatta zıt (olumlu ve olumsuz) iki durumu anlatırlar. Bağlılık, ilişkide diğeriyle duygusal olarak yakınlaşabilmeyi ve paylaşabilmeyi, gereğinde karşılıklı destek alabilmeyi anlatır. Kurulan bağ ve yakınlık, her iki kişinin de kendisi olarak var olmasına izin verir. İlişkinin amacı yalnız kalmamak değil daha mutlu bir yaşam sürmektir. Böyle bir ilişki İki taraf için de besleyici ve geliştiricidir. Bağımlılık ise, yapışık olmak gibi sınırların iyi ayrılamadığı bir durumu anlatır. İlişkide bağımlı olan kişi, diğerinin varlığına her an ihtiyaç duyar. Kişi, yaşamı sürekli olarak diğerinin gölgesinde yaşar. Yalnız olma düşüncesi tehlikeli ve korkutucudur. Bakım veren kişi olmadan yaşayamayacağını düşünür. Bu ihtiyaçla giderek diğerine daha çok yapışır. Bağımlılık ne kadar fazlaysa yaşanan korkunun şiddeti de o kadar artar. Sağlıklı bir birey yetiştirebilmek için öncelikle karşımızdakinin duygularını, hislerini anlayabilmeliyiz. İnsan ancak kendini güvende hissederse fıtratını ortaya koyabilir.   Ebeveynler çocuğu ne kadar doğru anlıyor, onun ruhuna temas ediyorsa çocuk o oranda huzura erer, kendisi ile aynı ruhu taşıyan birinin varlığından güven duyar.   Bağlanmada en önemli etkenlerden biri sestir. Çocuğu ile bağlanmaya çalışan bir ebeveyn ses ile temas etmelidir. Ses tonu sıcak ve samimi olmalıdır. Çocuk bu ses tonundaki sıcaklığı ve anne babanın kendine olan güvenini hissettiğinde güvenli bağlanma çok daha kolay gerçekleşir.   Güven duygusunun oluşmasındaki temel faktör ihtiyaçların vaktinde ve yeterince karşılanmasıdır.Duygusal gelişim dönemindeki bir çocuğun güven duy... Devamı

OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE MOTİVASYONUN ÖNEMİ

2016-10-10 11:50:00

                               OKUL ÖNCESİNDE MOTİVASYONUN ÖNEMİ    Motivasyon,  bir ihtiyacı gidermek için gerekli davranışları başlatan bir kuvvettir. Bireylerin ihtiyaçlarının tatminle sonuçlanacağı ortamı oluşturarak onların harekete geçmesini sağlar. Hiçbir nesne bir sebep olmadan kendi sabit durumundan hareketli duruma geçemez. O halde insanın da hareket edebilmesi, davranışta bulunması için, doğa yasası gereği, bir takım sebepler olmalıdır. Bu sebepler insanın içinden veya dışından gelen, bir dürtü, bir güdü, bir itme, bir uyarıcı veya uyarıcılar bütünü olabilir. Bizim yapmamız gereken çocuğa hayatı boyunca gerekli olacak içsel motivasyonu kazandırmaya çalışmaktır. Her zaman kendini mutlu edebilecek küçük sebepler bulmasına yol göstermek, her yeni güne mutlu uyanmasını sağlamak gibi. Yaşları ne olursa olsun tüm çocuklar ebeveynlerinden takdir ve motive edilmeyi beklerler. Bu beklenti bazen sözlere dökülebilir, bazen de dökülmez, çocuklar ne istediklerini açıkça söylemeyebilir veya zayıf olmadıklarını gösterebilmek adına, bu beklentiyi dile getirmekten kaçınabilirler. Yani motivasyon hedefe yönelik bir davranış dizisini başlatan, yönlendiren, devamını sağlayan ve durduran davranışlar dizisidir.      Öğrenme motivasyonu ise, öğrenen bireyin, öğrenme etkinliklerini anlamlı ve değerli bulması, bunlardan fayda sağlaması olarak tanımlanmaktadır. Motivasyon eksikliği çoğu zaman yapılması istenilen etkinlikten uzaklaşmayı ve eğitimle ilgili olmayan etkinliklere        (oyun oynama, televizyon izleme gibi) yönelmeyi beraberinde getirir. Bu durumd... Devamı

SÜPER ANNE SENDROMU

2016-05-04 10:33:00

             SÜPER ANNE SENDROMU      Son yıllarda kadınların iş ve sosyal yaşamda daha fazla yer alması ve aynı zamanda anne kimliklerini de sürdürüyor olmaları onların daha fazla kimliğe sahip olmalarını sağladı. Modern dünya;  kadınların iş yaşamında ve toplumda daha aktif yer almasını sağlamış, gelişim ve özgürlük alanlarımızı artırmıştır. Ancak bir taraftan da kadınların rollerinin ve rollerindeki sorumluluklarını artmasına ve kadının çeşitli sorunlar yaşamasına yol açmıştır. Bu sorunların başında da “Süper anne sendromu”gelmektedir.    Süper anne sendromu yaşayan kadın; iş yerinde başarılı olmaya, evde çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmeye ve en iyi yemekleri yapmaya, eşini sosyal ortamda en iyi temsil etmeye, arkadaşlarını en iyi şekilde ağırlamaya, en fit kalmaya ve 7-24 en iyi performansı sergilemeye çalışan kadındır. Kadının süper anne olma isteği ve her şeyi en iyi yapma çabası hem kadının kişisel özelliklerinden (hırslı, mükemmeliyetçi, titiz olması) hem de çevrenin beklentilerinden ve etkilerinden (medya, aile ortamı, sosyal çevresi, iş koşulları) kaynaklanmaktadır. Özellikle sosyal medya bu durumu tetiklemektedir. Çünkü sosyal medya hesaplarında herkes kusursuz mükemmel bir hayatı, ailesi olduğunu vurgulamaktadır. Kısacası bu sorun sadece süper annenin sorunu değil, herkesin sorunudur. Bunları bu kadar en iyisini yapmak için zorlamak hem aile içi huzura hem de annenin kendisine zarar vermektedir. Ve bu nedenle süper anneler mükemmel bir anne olma konusunda duydukları yoğun kaygıdan dolayı düşündüklerinin bir çoğunu da başaramazlar. Süper anne sendromu belirtileri o     Sürekli gerginlik ve endişe ve hatta bu yüzden ... Devamı

SINIRINDA BİR SINIRI VAR..!

2016-03-26 12:56:00

Neden Sınırlara İhtiyaç Vardır? Çocuklar, kurallarını bilmedikleri bir dünyaya doğarlar. Büyüdükçe kendilerinden beklenenlerin değişmesi ve çeşitlenmesi ise, durumu daha da zora sokmaktadır. Sınırlar, bu öğrenme ve keşfetme sürecinde çok önemli bir role sahiptir. Çocuklar, dünyayı tanıyıp, kendi başlarına bir şeyler yapmaya, yeni ilişkiler kurmaya başladıklarında değişik tepkilerle karşılaşırlar. Bunlarla başa çıkabilmeleri için ihtiyaçları olan en önemli rehber, net sinyallerdir. Çizilen sınırlar anlaşılır ve tutarlı olduğu sürece, çocuklar için onları anlamak ve uygulamak kolay olacaktır. Çocuklar, çevreleriyle olan ilişkilerinde nerede durmaları gerektiğini deneyimleyerek öğrenirler. Zaman içinde yaşadıklarından çıkarımlarda bulunarak, yetişkinlerin güç ve kontrollerinin derecesini belirlerler. Bunun için de takip ettikleri yol oldukça etkilidir: “Yapmak istediklerini yap ve izle”.   Çocukların hepsi, yeterliliklerini fark etmek ve var olanın üzerine çıkarabilmek için,  kendi yaşamlarına ait özgürlük, güç ve kontrole ihtiyaç duyarlar. Yeni doğan döneminden başlayarak çizilen sınırlar, çocuğa ihtiyaç duyduğu özgürlük, güç ve kontrol imkânını sağlar. Sınırların genel hatlarını ebeveyn belirlemekle birlikte, çocuğun kişilik özellikleri; sınırların şekillendirilmesinde önemli bir etkendir. Ayrıca, her yaş için yeniden ayarlanmalıdır. Belirlenen sınırlar, esnek ama gevşek olmayan; belirli ama tartışılamaz olmayan; tutarlı ama gerektiğinde değişebilir; zorlayacak ama incitmeyecek ve örselemeyecek nitelikte olmalıdır. Sınırlar güven verirve çocuklarımız güvende hissetmelerini s... Devamı

ANAOKULUNA BAŞLAMA YAŞI KAÇ OLMALIDIR?

2016-02-18 22:29:00

Anaokuluna Başlama Yaşı Kaç Olmalıdır?         Gelişim çok boyutlu olarak ilerler.Yani bebek, doğumundan itibaren fiziksel, zihinsel, sosyal, duygusal alan olarak ayrı ayrı ele alabileceğimiz ama aynı zamanda birbiriyle iç içe ve birbirini etkileyen dört farklı alanda gelişimini sürdürür. Okul öncesi eğitimin çocuklar, aileler ve toplum açısından birçok faydası vardır. 0-6 yaş arasını kapsayan erken çocukluk dönemi çocuğun en hızlı geliştiği dönemdir. Beyin yapısı ve fonksiyonlarının gelişiminin üçte ikilik bölümü 0-4 yaş arasında tamamlanmaktadır. Erken çocukluk dönemindeki deneyimler beynin çalışma biçimi için belirleyicidir. Yapılan çalışmalar okul öncesi eğitim alan çocuklarda okula devam oranlarının ve okul başarısının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Okul öncesi eğitim sosyal ve duygusal gelişimi destekleyerek, yetişkinlik döneminde de kişilerin daha üretici ve verimli olmalarını ve sahip oldukları potansiyeli tam olarak kullanmalarını sağlar. Çocukların gelişim özellikleri, bireysel farklılıkları ve yetenekleri göz önüne alan, sağlıklı bir biçimde fiziksel, duygusal, dil, sosyal ve zihinsel yönden gelişimlerini sağlayan, olumlu kişilik temellerinin atıldığı, yaratıcı yönlerinin ortaya çıkarıldığı, çocukların kendilerine güven duymalarının sağlandığı, ebeveyn ve eğitimcilerin etkin olduğu kaliteli bir okul öncesi eğitim programına katılan çocukların diğer çocuklara kıyasla gelecekte okul başarıları daha yüksek, sosyal ve duygusal, sözel, zihinsel ve fiziksel gelişim açısından daha yetkin olduklarını araştırmalar göstermiştir.      Anaokulu, çocuk için, ailenin dışına atılan ilk ad... Devamı

ÖZGÜVEN

2016-02-10 13:03:00

ÖZGÜVEN Beden sağlığı gibi ruh sağlığının da temelleri ilk yıl içinde atılmaktadır. Gözlemler, doğumdan sonraki ilk yılda beslenme ve bakım yanında anne ve bebek arasındaki duygusal ilişkinin çok önemli olduğunu kanıtlamaktadır.(Yörükoğlu,1986).İki aylık bebeğin annesini gördüğü zaman gülmesi sevinmesinin ifadesidir. Bebek annesinin bedeninin sıcaklığından dolayı ve fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan kişi olduğu için haz alır.Beş aya kadar kendisine bakan herkese gülümseyen bebeğin,bundan sonra kendisine bakan annesiyle arasında özel bir bağ kurulmaya başlar.(Aral ve diğerleri,2001) .Çocuk için önemli olan sevginin niceliği değil,niteliğidir.Çocukların sürekli ve “koşulsuz” sevgiye gereksinimi vardır.benlik saygılarının etkin ve sürekli olabilmesi için, başkalarının gözünde kim oldukları değil,kendileri oldukları için kendilerine değer verildiğini hissetmeleri gerekir.(Lindenfield,1997).Bu nedenle çocuğa doğduğu andan itibaren sunulacak olan kararlı sevgi çocuğun özgüven gelişimi açısından son derece önem taşımaktadır. Okul öncesi dönemde sağlanan uygun çevresel koşullar, kendine güven, bağımsızlık, özerklik, girişimcilik gibi kişilik gelişimini olumlu yönden etkileyen duyguların kazanılmasında büyük önem taşımaktadır. Bu nedenlerle de çocuk gelişimi ve psikoloji alanında çalışan uzmanlar okul öncesi döneme özel bir önem vererek bu dönemin gelişim sürecindeki kritik yanını vurgulamaktadırlar. Çocuklarla çalışan uzmanların tümü çocukların uygun fiziksel koşulların sağlandığı, ilgi ve sevgi gördükleri ortamların gelişmelerine olumlu katkılarının bulunacağı konusunda birleşmektedirler. Bu dönemde çocuklarda ç... Devamı

EYVAH KARDEŞİM OLDU

2016-02-10 12:46:00

EYVAH! KARDEŞİM OLDU…. Kıskançlık, bireyi mutsuz kılan, huzursuz eden bir duygudur. En yaygın kıskançlık türü, kardeşler arasında görülen kıskançlıktır. Birden fazla çocuğun bulunduğu ailelerde, kardeş kıskançlığına çok sık rastlanır, rastlanması da doğaldır. Aşırı düzeyde olmamak şartıyla, kardeşlerin arasında kıskançlık olması hiç de yadırganacak bir durum değildir. Genellikle en çok görülen kıskançlık türü, büyük çocuğun kendisinden sonra gelen kardeş veya kardeşleri kıskanmasıdır. Bilindiği gibi, ilk çocuk, anne ve babanın göz bebeğidir, ailenin ilgi ve dikkat merkezidir. Çoğunlukla bir kardeşin gelişi ile ilk çocuğun saltanatı sona erer, çocuk, ailesinin sevgi ve ilgisini kardeşiyle paylaşmak zorunda kalır, bunu da kabullenmekte güçlük çeker. Özellikle annesinin kendisinden sonra gelen kardeşle ilgilendiğini gören büyük çocuk, zaman zaman sevilmediğini, ihmal edildiğini düşünür, bundan da acı çeker, hüzünlenir. Kardeş kıskançlığı, okul öncesi dönemde karşılaşılan en yaygın sorunlardan biridir. Bir sorun olarak algılanmakla birlikte aslında çocuklarınızın kardeşlerini kıskanması, onların anne babalarını çok sevmelerinden kaynaklanan normal bir duygudur. Bu durumda önemli olan çocuğun bu duyguyla nasıl başa çıktığı ve anne babanın onun bakış açısından olaya bakabilmesidir. Kıskançlığın en büyük nedeni; büyük kardeşin en değerli varlığını, anne babasını, kardeşiyle paylaşamamasıdır.” Fakat kıskançlık sadece büyük ya da ilk çocuklarda gözlemlenen bir durum değildir. “Küçük kardeş de büyüdükçe, büyük kardeşin becerileri karşıs... Devamı

ÇOCUKLARDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI

2016-02-09 15:38:00

ÇOCUKLARDA BESLENME ALIŞKANLIKLARI Sayın velilerimiz, bu ayki rehberlik bültenimiz için sizlerle yaptığımız görüşmeler sonucunda çoğu zaman gündemimizin önemli bir parçasını oluşturan çocuklarda yeme problemleri ve beslenme alışkanlıkları hakkında sizlere bilgi vermek istiyorum. Çocuklarda beslenme alışkanlığı çoğu zaman çok küçük yaşlarda kazanılsa da bazı değişiklikler yaparak bazı olumsuz taraflarını değiştirmek mümkündür. Sizlerden gelen ve ailelerin genelde çok sık problem yaşadığı yeme alışkanlığına dair konular; masada yemek yememe, kendi başına çatal ve kaşık tutmama, televizyon seyrederek yemek yeme, tablet, telefon vb. araçlarla oyun oynarken ya da video izlerken yemek yeme isteme, ihtiyacı olan kadar yemek yememe, çok yavaş yeme ya da sürekli sağlıksız diyebileceğimiz abur cubur tarzı yiyecekleri yemek isteme gibi… Öncelikle, unutmamak gerekir ki, ailelerin, ebeveynlerin sahip olduğu yeme stili ve yeme kültürünün çocukların beslenmesi üzerinde kaçınılmaz bir etkisi vardır. Çocuklar, özellikle de 6 yaş ve altındaki çocuklar taklit ederek, model alarak öğrenme stiline sahiptirler. Dolayısıyla ebeveyn olarak sizler çocuklarınızın karşısında sağlıksız yiyecekler atıştırıyorsanız onların da bunu istemesi kadar normal bir şey yoktur. Örneğin; ebeveyn olarak çocuğunuza çikolata, jelibon gibi abur cuburları kısmen yasaklayıp kendiniz televizyon seyrederken cips vb yiyecekleri atıştırıyorsanız çocuğunuzun bu davranışı modellemesi ve zararlı olmadığına dair inancı bilinçaltına yerleştirmesi kaçınılmaz bir durumdur. Bilinçaltına atılan bu mesajdan sonra sözel olarak o gibi yiyeceklerin ne kadar zararlı olduğunu anlatmaya çalışsak da başarılı olma ihtimalimiz yok denile... Devamı

ÇALIŞAN ANNELER VE ÇOCUKLARI

2016-02-09 15:47:00

                                                                     Son yıllarda ülkemizde çalışan kadınların oranının artmış olması ve her geçen gün de artıyor olması; çalışan anne sayısının da artmasına neden olmuştur. Bu değişim, kadının hem iş hayatında başarılı olması, “ideal çalışan” olması hem de evde “ideal anne” olması zorunluluğunu getirmektedir. Kadınların kendi zihinlerinde yarattıkları ideal anne modeli ile çalışmak ve çocuğu bir başkasına “bırakmak” zorunluluğu çelişkili duygulara neden olmaktadır. Bu konuda kadın hem kendi suçluluk duygularıyla baş etmek hem de çevresindegelen ve çocuğuyla daha fazla “ilgilenmesi” gerektiğine ilişkin eleştirilerle baş etmek durumunda kalmaktadır. Bu çatışma da birçok kadının iş yerinde ve evde yeterince “iyi” hissetmemesine neden olmaktadır. Oysa birçok kadın hem iş hayatında başarı kazanmakta hem de mutlu ve doyumlu bir anne olmayı başarabilmektedir. Yani çalışan anne olmak yetersiz bir anne olmaya neden değildir. Bu çelişkili duygularla baş edebilmek için öncelikle “mükemmel anne” olmak yanılgısından kurtulmak gerekir. Çünkü maddelerle belirlenmiş bir mükemmel annelik söz konusu değildir.             Çalışan annelerimizin cephesinde evde çocukları ile daha çok zaman geçirebilen annelere kıyasla zaman zaman suçluluk duygusu oranının daha çok görüldüğünü söyleyebiliriz çünkü anneler çocuklarını evde bırakmak konusunda suçluluk duyarlar ve bunun kıs... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ/ ZEKALI ÇOCUK İLE YAŞAMAK

2016-02-09 15:07:00

 ÜSTÜN YETENEKLİ/ ZEKALI ÇOCUK İLE YAŞAMAK          İlk önce anne ve baba olarak, üstün zekalı çocuğa yapabileceğiniz en büyük yardım üstün zekalı çocuğun diğerlerinden farklı olmadığını kabul etmek olacaktır. "Üstün zekalı çocuklarda diğer bütün çocuklar gibi sevgi, güvenlik, anlayış ve okşanmaya ihtiyaç duyarlar." Yalnız onlar çeşitli yönlerden daha şanslıdırlar. Farklı ya da çeşitli konularda yetenekleri vardır. Üstün zekalı çocuklarda diğer çocuklara benzediklerinden nasıl diğer çocukların oynamalarına, üst başlarını kirletmelerine, ve eğlenmelerine izin veriliyor ise  aynı şeyler üstün zekalılar içinde geçerli olmalıdır. Yaşından ileri zeka düzeyinde diye 1-2 yaş büyüğünün davranışlarını beklemek doğru olmayacaktır. Bu türden çocukların yeteneklerini besleyip geliştirmekle beraber her yönden örnek bir insan olarak yetişmelerini sağlamalıyız.    Toplumun en temel ve en küçük kurumu olan ailenin ülkemizde bu bağlamda karşılaştığı en önemli sorun,farklılıkla baş etme becerisidir. Ailelerin büyük bir kısmı, üstün yeteneğin ne demek olduğunu, çocuklarının üstün yetenekli olup olmadığını ve ne yapmaları gerektiğini bilememektedir.      Ailelerin fark ettikleri tek durum, çocuğun farklı olduğudur. Bu farklılık, zaman içerisinde genellikle bir avantaj değil dezavantaj olarak ortaya çıkar ve ailenin çözmesi gereken bir dizi sorun halini alır. Çocukların olumlu yönde yetişmeleri için okulla işbirliği şarttır. Üstün yeteneğe sahip bireylerin topluma katkıda bulunabilmeleri için, normal okul ... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR

2016-02-09 15:20:00

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLAR  Çocuklardaki üstün yeteneğin erken fark edilmesi ve bunun geliştirilmesine olanak tanınması, özellikle eğitimciler için son derece önemli ancak bir o kadar da zordur. Dolayısıyla çocukları sınıf içinde çok iyi takip etmek, gündelik konuşmalarındaki farklılıkları anlamaya çalışmak gerekmektedir. Literatürde, üstün yetenekli çocukların genellikle, normal gelişim gösteren çocuklara göre, yetenekli oldukları alanda daha hızlı ilerledikleri vurgulanmaktadır. Ancak üstün yeteneklilik tiplerine göre bu hızlı ilerleme özelliği değişebilir. Özel bir alanda yetenekli olan çocuğun tüm gelişim alanlarında hızlı olması beklenmemelidir. Örneğin, görsel sanat alanında üstün yetenekli olan çocuk sadece bu alanda yaşıtlarından üstün olma özelliği göstererek diğer gelişim alanlarında standart gelişim ritmi izleyebilir (Metin, 1999; Tuğrul, 1994). Üstün yetenekli çocukların bir ya da birden çok alanda daha hızlı gelişim gösterdikleri ve bu çocukların bazı ortak özellikler taşıdıkları ileri sürülmektedir (Smutny, 1998). Üstün yetenekli çocukların erken dönemlerinde gözlenen özellikler: ·Bebeklikte olağan dışı ataklık ·Uzun dikkat süresi ·Geniş hayal ve imgeleme gücü ·Uykuya daha az ihtiyaç duyma, enerjik olma ·Gelişimsel dönüm noktalarına daha hızlı ilerleme ·Keskin gözlem yapma  ·Aşırı merak duyma ·Güçlü bellek  ·Erken ve olağanüstü dil gelişimi  ·Hızlı öğrenme yeteneği ·Aşırı duyarlılık ·Akıl yürütme ve problem ç&oum... Devamı

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARDA PERFORMANS KAYGISI

2016-02-09 14:32:00

ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARDA BEKLENEN PERFORMANSI GÖSTEREMEME DURUMU " Ferrari ama Anadol hızında gidiyor.!"      Üstün yetenekli çocukların yaşıtlarıyla kıyaslandığında duygusal, fiziksel yada zihinsel özelliklerinin farklı zamanlarda gelişebildiği görülmektedir. Bu nedenle üstün yetenekli pek çok çocuk bu alanlarda belli performans gösteren faklı gruptaki çocuklarla arkadaşlık yapmayı tercih ederler. Üstün yetenekli çocuğun, tüm gelişim alanlarında aynı gelişim düzeyinde olması söz konusu olmaz. Her bir gelişim alanı yaşlarının gerektirdiği gelişime uygun olmayabilir. Üç yaşındaki çocuk okuma yazma öğrenebilir ama hala duygusal ve psikomotor olarak üç yaşındadır. Aile ve çocuğun bakımından, eğitiminden sorumlu insanların bu eş zamanlı olmayan gelişim özelliklerinin farkında olmaları ve buna uygun tutum ve ortam hazırlamaları gerekmektedir. Üstün zekâlı çocuklar, öğrenim hayatları süresince, yeteneklerinden yararlanabilecekleri ve kendilerini gösterebilecekleri bir eğitim modeliyle karşılaşamazlar ve gerek ailesi gerekse çevresi tarafından desteklenmezlerse, onların geliştirme imkânı bulamadıkları yeteneklerinden hiçbir zaman yararlanamama gibi bir riskle karşılaşmamız mümkündür.  Üstün zekâlı çocuk, çevresi tarafından tanınmaya ve anlaşılmaya ihtiyaç duyar. Çevresindeki insanların üstün veya özel yetenekliliğe gösterdiği tepkiler ve kendisi ile ilgili hissettikleri, onu duygusal olarak yıpratabilir.  Üstün zekâlı çocuklar, ebeveynleri tarafından sevilmelerinin nedeni olarak başarılı ve yetenekli olmalarını görürler. Bu nedenle de sürekli başarılı ve en iyi olma kaygıs... Devamı